top of page

Olmayan Anlaşmalar

MURAT KURU

“Bunu bana nasıl yapar? O kadar emeğin ve fedakarlığın karşılığı bu mu?”

“Bunu hak etmemiştim.”

“Ama bu haksızlık?”

“Neden bu benim başıma geldi?”

“Neden ben? Neden diğerleri değil de ben?”

“Bunu hak edecek hiçbir şey yapmamıştım.”

“Neden böyle oldu?”

Eğer bir terapistseniz, bu cümleler odanızın duvarlarında yankılanırken duyacağınız en sık cümlelerden bazılarıdır.

Açıkça söylemesek, dile getirmesek de hayatla ya da Yaratıcıyla bir anlaşmamız var gibidir. Eğer doğruları yaparsak, üstümüze düşenleri yerine getirirsek, hayat canımızı yakmayacaktır. Kimse bize yalan söylemeyecek, ihanet etmeyecek, hakkımızı yemeyecek, aldatmayacaktır. Birilerinin başına bunlar geliyorsa, mutlaka bir yerlerde eksik, hata veya yanlış yapmıştır. Doğruları doğru niyetle yaptığımızda hayatımızın düzeni bozulmayacak, hayal kırıklıkları yaşanmayacaktır. Böylece başımıza gelecekler kontrol edilebilecek, hayatımız planladığımız gibi kontrolümüzde akıp gidecektir.


Hayatımızın her anına ve alanına bu muhayyel anlaşmanın gölgesi düşer. Çocuklarımız istediğimiz gibi olsun diye elimizden gelen her şeyi—bazen de fazlasını—yapar, kitaplar okur, eğitimlere katılırız. İhtiyaçlarını daha istemeden yerine getiririz. Kurstan kursa, spordan sanata koştururuz. Artık beklediğimiz, sorun yaşamamaktır; çocuklarımızın çizdiğimiz, istediğimiz, beklediğimiz rotadan ve yoldan ayrılmamalarıdır.


Eşimizle ilişkimiz kusursuz ve mükemmel gitsin diye elimizden geleni yaparız. En güzel hediyeleri almak, en güzel sözleri yazmak, en romantik cümleleri söylemek için uğraşır dururuz. Gerekirse hayatımızdan fedakârlık yaparız. Zor zamanların zor cümlelerini sineye çekeriz. Artık sorun yaşanmayacak, kavga edilmeyecek, kötü söz söylenmeyecektir. Artık beklenen, kavgasız ve tartışmasız, dikensiz gül bahçesi güzel günlerdir.


Arkadaşımız her ihtiyaç duyduğunda, özel ve güzel günlerinde onun yanında olur, iyiliğinden başka birşey istemeyiz. Zor zamanlarında saatlerce konuşuruz, sıkışırsa elimizde olanı veririz, olmayanı bulur veririz. Bunlardan sonra beklediğimiz, benzerini görmektir. Arkadaşlık ve dostluğun hakkı verilecek, acı sürprizler olmayacak, bizi üzecek sözler ve davranışlar görülmeyecektir.


İşimizi elimizden gelenin en iyisiyle yapmışız, beklenenin üzerinde performans göstermişizdir. Yalan söylememiş, dürüstlükten ödün vermemişizdir. Kimsenin arkasından konuşmamış, kuyusunu kazmaya çalışmamışızdır. Erken gelmiş, geç çıkmışızdır. Terfi etmenin ve ilerlemenin vakti gelmiştir, çünkü hak etmişizdir.

Bütün bunlardan sonra hayat bazan karşımıza beklediklerimizle çıkmaz, bilakis hayal kırıklıkları yaşatır. Çocuklarımız tam istediğimiz, beklediğimiz gibi olmaz, evliliğimizde zaman zaman sorunlar yaşanır, beklediğimiz terfi gelmez, arkadaşlarımız istediğimiz anda ve beklediğimiz kadar yanımızda olmaz. Yapılan anlaşmaya ihanet edilmiş gibi hissederiz. Her şeyi doğru yapmışızdır; öyleyse sürpriz olmamalı, hayal kırıklıkları yaşanmamalıdır!


Hayal kırıklıkları olur, sürprizler vuku bulur ama…

Uyanmanın vakti gelmiştir. Şairin “Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular” dediği gibi, inandığımız ne anlaşmalar zaten yok idiler. Zihnimizde hayatla ve Yaratıcıyla yaptığımız, varolduğuna inandığımız sözleşmeleri feshetmenin zamanıdır. Hayatın ve aslında Yaratıcının kendi kuralları vardır. Yaşam bu ritim ve kurallarla akar. Doğruları, doğru zamanda ve doğru niyetle yapsak bile kimse bize üzülmeyeceğimizi, sınanmayacağımızı, hayal kırıklığına uğratılmayacağımızı söylememiş ve dahi va’detmemiştir. Hayatı ve kâinatı kendi benliğimizin kuralları ve anlaşmaları ile yaşayamayız, kontrol altına alamayız. Yaşamaya, kontrol altına almaya çalıştığımızda ise duvara toslamak kaçınılmazdır. Sınırlı, kısıtlı, zaman ve mekânla mukayyet aklımız ve arzularımız evrenin mühendisi değildir. Var olan, yaşayan ve devam eden kâinatın ve hayatın işleyişi aklımızın ürettiği, arzularımızın istediği kurallarla işlemiyor; işlemeyecek de...


Eğer bu hayatta mümkün olabilecek kadar huzur ve rahatı bulabileceksek, bunu yolu kâinatı ve yaşamı kendi aklımıza, isteklerimize uydurmaktan değil, takdir edilene, varolana uymaktan geçiyor. Varolanın ise her zaman bizim tarafımızdan anlaşılamayabileceğini, hayatın kontrol edebileceğimizden daha büyük, geniş, gizemli ve sürprizlere açık olduğunu farkettiğimizde, merkezinde olduğumuz ego sistemimizden mütevazı bir parçası olduğumuz kâinatın ekosistemine doğru küçük fakat çok kıymetli yolculuğumuz başlamış olacak.


Comments


bottom of page