top of page

Herşey Vaktini Bekler | Adnan Şimşek



“Herşey vaktini bekler,

ne gül vaktinden önce açar

ne de güneş vaktinden erken doğar.

Bekle; senin olan, sana gelecektir.”


—MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN-İ RÛMÎ


Meltemler de, kasırgalar da, kum fırtınaları da rastgele değil... Çöllerdeki kum fırtınaları boşuna değil.

Yağmur damlası ile denizin, göğün, çöl rüzgârlarının işbirliğini öğrenince şaşırmıştım. Her yıl rüzgârlarla, iki milyar ton toz çöllerden gökyüzüne yükseliyordu. Her gün ortalama yüz ton meteor atmosfere giriyordu; başımıza taş yağıyor, ama nadiren taş düşüyordu. Meteorlar toz zerrelerine dönüşüyordu. Denizlerde, dalgaların etkisiyle patlayan su damlacıkları içindeki tuzlar ve buharlaşan su ile birlikte fitoplanktonlar atmosferde yükseliyordu. Milyarlarca ton toz, tuz ve fitoplankton, yağmur damlalarına, kar tanelerine çekirdek oluyordu. Yeryüzü yıkanıp temizleniyor. Toz toprak yatışıyordu. Bitkiler seviniyor, gelişiyor, yetişiyordu. Yeryüzünden buharlaşan suyun geri dönüşümü gerçekleşiyordu. Böylece tatlı su kaynakları kurumuyor. Atmosfer katmanları kalınlaşmıyordu. Göğün yüzü süprüntülerden temizleniyordu. Göktaşları da, ağır bulutlar da felâket olabilecekken rahmet olarak yere iniyordu.

Manzara açık: Gözümüzü açıp baktıkça görüyoruz ki; herşey, herşeyle bağlantılı.

Hangi göktaşının, hangi yıldızın tozuydu gözümüzdeki atom, bilmiyoruz. Kirpiğimizdeki zerre hangi çölün rüzgârıyla bir zamanlar savrulmuştu göğe, bilmiyoruz. Hangi okyanusun tuzuydu, hangi yıldızın tozuydu bunlar, bilmiyoruz.

Milyarlarca yıl önce de hep aynı olan ve işini mükemmel yapan atomlar...

Damarlarımızda, dilimizde, nefesimizdeki zerreler milyarlarca yıl yaşındaydı ve yaşadıkları serüvenleri, hiç değişmeyen yapı özelliklerini anladıkça hayranlığımız artıyordu. Bilmediğimizi bildikçe ve yeni şeyler öğrendikçe zenginleşiyordu görüş açımız.

Aynı görüş açısı ile yüz farklı ülkeyi görmek yerine, aynı ülkeyi yüz farklı açıdan görmeyi seçmek gibi birşeydi bu.

Bildiğimiz ise; her bir şeyin herşeyle uyumlu olduğu ve herşeyin bütününde muhteşem bir sistemin var olduğu.

“Kimin takdiriyle gerçekleşiyor?” sorusu yükseliyordu içimden.

Güneş de, toz zerresi de, bir yaprağın yere düşmesi de kimin ilim ve kudretiyle, kimin kanunuyla oluyorsa, O’nun takdiri elbette.

Zerre kadar tesadüfe, kendiliğinden oluşa, kör kuvvetlere bırakılmayan bir sistem var kâinatta. Bütün fen kitapları hangi kanunlarla kâinatın işlediğini anlatıyor. Akıl ve vicdan bu kanunların hâkiminin ilim, kudret ve rahmetinin sonsuzluğunu her geçen gün daha iyi kavrıyor.


Hayatın tozuna, tuzuna, kirine, pasına takılı kalıp surat asanlar ise, kendini rahmetten mahrum bırakıyor. Olaylardaki hikmet eserini ve rahmetin ince bir lütfunu hissetmiyor. Halbuki Kerîm ve Rahîm bir Rabbimiz var. Tabiattaki olaylarda da, yaşanan hadiselerde de O’nun kanunları ve hükmü var. Mülk O’nun. Hüküm O’nun.

Bahar da O’ndan, zemheri de O’ndan. Şartlar değişken, değişmeyen imtihan...

Çöl fırtınaları, denizin dalgaları, yıldızlar ve meteorlar sahipsiz değil. Rahmet damlalarının indirilişi rastgele değil.

Yaşadığımız fırtınalar, tozu dumana katan olaylar hangi rahmet damlalarının müjdecisi, bilmiyoruz. Kesin olarak bildiğimiz; rahmet, ilim, kudret, irade sahibinin şahdamarımızdan da yakın olduğu.

Herşey vaktini bekliyor...


Comments


bottom of page