Âlim ve Nasihati - Ahmet Güler

Güncelleme tarihi: 16 Eyl


Onüçüncü asır şartlarında Bilâdüşşam’da yaşamış bir âlim olarak İmam Nevevî (1234-1277), İslâmî ilimlerin hemen her alanında eser vermiş, ama özellikle hadis ve fıkıh alanındaki eserleriyle tanınan bir âlimdir. Diğer eserleri bir yana, onun Riyâzü’s-sâlihin isimli hadis derlemesi aradan geçen neredeyse yedi asra rağmen hâlâ en çok okunan eserler arasındadır. Nisbeten geç başlayan tahsil hayatına ve hayli genç sayılacak bir yaşta vefat etmesine rağmen, hem kaleme aldığı eserlerin hem yetiştirdiği talebelerin sayısına bakıldığında, karşımıza kısa ama çok bereketli bir ömür tablosu çıkar.


Nevevî zühdüyle de meşhur bir isimdir. ‘Cebbarların yemeği’ne benzettiği için ağır ve ihtişamlı yemeklerden sakınmış, ders verdiği medreselerde bunun karşılığında bir ücret almamış, ailesinin sağladığı imkânlarla çok kanaatkâr biçimde yaşamış, gününün tamamını ilim ve ibadete tahsis etmiştir. Haram helâle hassasiyeti sebebiyle, Şam civarındaki bahçelerden toplanan meyvelerden—parasıyla da olsa—yemediği anlatılır. Sebebi, buralardaki vakıf arazilere dönem içinde mevki ve iktidar sahipleri ile onlara yakın kimseler tarafından hukuksuz şekilde müdahale edilmiş ve hatta el konulmuş olmasıdır.


Kendisini ilme ve ibadete adamış halde, insanları meşgul eden gündelik meşgale ve kavgalardan uzak bir hayat yaşayan, sakin mizaçlı bir âlim olan Nevevî’nin hayatındaki en çarpıcı hususlardan biri ise, bu yaşayış biçiminden ve sakin karakterinden beklenmeyen birşeyi de yapmasıdır. Makam ve mansıptan uzak duran, devrin en yüksek medreselerinde maaşa tenezzül etmeden ders veren, mümkün mertebe tartışma ortamlarından kaçınan Nevevî, iş dinin ölçülerinin ve insanların hukukunun korunmasına gelince bundan geri durmamış, sultanlara yanlışlarını söylemiş ve doğru olan ne ise onu yapmaya kesin biçimde davet etmiştir.


Çünkü ona göre, ilim kitapta kalmamalı, hayata da yansımalıdır. İşte bu noktada, ‘nasihat’ ve ‘marufu emr, münkerden nehy’ de ilmin amele dönüşmesinin tezahürleri arasındadır. “Din nasihattir” hadisi, Nevevî’nin hayatını en ziyade biçimlendiren hadislerden biridir. Ona göre bu hadis, ‘medâr-ı İslâm’ olan, yani bütün İslamî esas ve hükümlerin ekseni niteliğini taşıyan hadisler arasındadır. Bu hadiste zikredilen beş muhataptan biri olan ‘mü’minlerin önderleri’ sınıfına âlimlerin de muhakkak girdiğini düşündüğünden, Nevevî nasihati kendisi için bir mesuliyet olarak görür. Bu ‘nasihat’ın kapsama alanına ise yalnızca halk değil, yöneticiler de girmektedir. Öyleyse, ‘hak üzere onlara yardımcı olmak ve hak sayılan yerlerde kendilerine itaat etmek’ kadar, ‘onlara uyarı ve hatırlatmada bulunmak, ihlal ettikleri kul haklarını onlara bildirmek, sahici olmayan övgülerle kendilerini aldatmamak’ da “Din nasihattır” hadisinin uygulama kapsamındadır.

Nasihat hadisini kendisine şiar edindiği için, Nevevî farklı zamanlarda farklı sebeplerle devrin idarecileriyle gerilim yaşar.


Özellikle Memlûk sultanı Baybars’ın saltanat yıllarında birçok hadisede ya doğrudan sultanla veya Şam’daki mahallî idareciler ile karşı karşıya gelir. Çünkü Nevevî, genel olarak hayır ve minnetle andığı Memlûk yöneticilerine gerektiğinde itiraz etmekten ve hukuka aykırı icraatları karşısında sesini yükseltmekten geri durmamıştır.


Nevevî, böyle bir durumda şikâyet ve taleplerini ilk adımda mektup yazarak dile getirir. İdarecilere yönelik ilk mektubunda, bizzat sultana hitap ederek, halk adına adalet ve merhamet talebinde bulunmuştur. Başa geçer geçmez dışarıda Moğol ve Haçlı tehlikesine karşı koymak üzere akınlar düzenlerken içeride de ayaklanmaları bastırarak huzur ve emniyeti temin etmek isteyen Sultan Baybars, askerlerin maaş ve ihtiyaçlarının karşılanması için halka yeni vergiler yükler. Nevevî ise sultandan, halka adaletle muamelede bulunmasını ve bu ağır vergileri kaldırmasını ister.

Onun bizzat kaleme aldığı bu mektubu, Şam’daki önde gelen başka bazı âlimler de imzalarlar. Mektupta, o yıl yaşanan kuraklık sebebiyle hasadın düşüp ürünlerin azaldığı ve buna bağlı olarak fiyatların yükseldiği belirtilmekte, sultanın halka şefkatle muamelede bulunması talep edilmekte, mektubun yazılış gerekçesi olarak da ‘nasihat’ gösterilmektedir. Zira, hadiste belirtildiği gibi, “Din nasihattir.” Mektup, ilgili bazı âyetlere işarette bulunarak, sultanı mûcebince amel etmeye davet etmektedir.


Mektubu okuyan Baybars, beklenmedik bir tepki verir ve oldukça sert ifadeler içeren bir cevabî mektup gönderir. Nevevî’nin sultana gönderdiği ikinci mektuptaki cümlelerden anlaşıldığına göre, Baybars, emîrler olarak cihadı yürüttüklerini ve savaşların doğurduğu masrafların karşılanabilmesi için bu vergileri koyduğunu söyler; cihadın ümeraya mahsus bir farz olmadığını ve halkın da bu vergileri ödeyerek kendilerine destek olması gerektiğini belirtir.


Ayrıca şehir Moğollar elinde olduğu sürece yönetici zümreye bu tür bir tepki gösterilmezken kendisine neden bu uyarının yapıldığını sorar ve âdeta, “Kâfir yöneticilere karşı sesiniz çıkmıyordu, bize mi itiraz ediyorsunuz?” diyerek ağır ve incitici ifadeler kullanır. Dahası hem halkı hem de mektubu imzalayan âlimleri tehdit ettikten sonra, kendisinin vazifesini yerine getirdiğini, yönettiği topraklara düzen getirip cihadı sürdürdüğünü belirtir.


Nevevî, nezaketli bir üslupla kaleme aldığı mektubu dikkate almayan, bilakis sert ve tehditkâr bir cevap veren sultana, ikinci bir mektupla mukabele edecektir. Bu ikinci mektubun başında “Allah’ın kulu Yahyâ en-Nevâvî’den” diyerek kendisini oldukça mütevazı bir şekilde takdim etmesine karşılık, devamında mektup Baybars’tan gelen tehditkâr mektuba cevap niteliğinde ağır ve sert ifadeler içermektedir.


Nevevî, sultanın ‘inkâr, tehdit ve azarlama’ içeren mektubundan, kendisinin hukuka aykırı davranacağının anlaşıldığını söyler. Buna karşılık kendisi, Allah’ın kendilerinden aldığı sözün1 gereğini yerine getirmek adına bu mektubu yazmıştır. Sultanın maiyetinde hazır tuttuğu düzenli bir orduya sahip olduğunu belirterek, ordu mensuplarının yaptıkları iş karşılığında maaş aldıklarını, yani profesyonel bir mesleğe dönüşen askerlik faaliyetini yürütmekle memur olduklarını; ve beytülmalde paranın yanısıra eşya, arazi ve çiftlik gibi satılıp nakde dönüştürülebilecek mallar bulunduğu sürece bu maaşa ilaveten halktan ilave taleplerde bulunulmasının caiz olmadığını savunur.


...

Yazının tamamı Açıkdeniz’in 4. sayısında!


35 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör