top of page

Aklın Çatışması: Tearuz

İSMAİL LATİF HACINEBİOĞLU


Doğruluk değeri açısından karşı karşıya kalan ve birbiri ile aynı anda doğru olamadığı düşünülen iki önerme, hüküm ya da argüman/kıyas birbiriyle ‘muaraza’ eder, yani çatışır. Bu çatışmanın/tearuzun nedenlerini bilmek ve farketmek gerekir. İfadenin ve iddianın hiçbir noktasında bu muarazanın bulunmaması lazımdır. Aklıselim, düşüncenin doğruluğunu belirlerken, hem yapısal/formel olarak hem de içerik/mevzu açısından, açıktan ya kapalı mutlaka var olması gereken mantıksal ilkelere uygunluğu arar.



Muhtemel ya da aşikâr muarazanın ise tespiti ve izalesi gerekir.

Tearuz, kavramsal düzeyde başlayabildiği gibi, önermenin kurulumunda ya da bir akıl yürütme sürecinde, hatta bunların tamamında oluşmuş olabilir. Mesela bir kavramın kullanımının bir önerme ve akıl yürütmede ‘değillenmesi,’ yani diğer kavramlardan herhangi birisinin doğruluğu ile birlikte doğru olması mümkün olmadığında ‘tearuz’ ortaya çıkmaktadır.


Düşünme sürecinde aynı anda doğru olamayan en az iki taraf, Aristocu mantık anlayışında aynı anda var olamaz. Anlam ve bilgi değeri açısından bu durum iki değerli mantık anlayışını temsil eder. Akıl farkeder etmez bu tearuzdan hemen kurtulmaya çalışır ve çalışmalıdır. Bu çatışmaların nedenini bilmek varlık ve bilgi hakkında tercihlerin de görülmesini sağlar. Türkçede çelişme ya da çelişiklik ifadesi, çatışmanın farklı yönleriyle çok çeşitli yanlışları tanımlama ve anlama için çoğu kez yeterli olamamaktadır. Mesela, bu ‘farklı yönler’ ve sebepler düşünülürken tearuz/çatışma, kavram açısından ontolojik bir imkânsızlığa ya da zorunluluğa dayanabildiği gibi, akıl yürütmedeki bir hükmün doğru ve tutarlı olmaması üzerinden de ele alınabilir. Bazen de bir çatışmanın oluşması dil açısından bir uygunsuzluğa veya bir bilgi açısından geçersizliğe dayanıyor olabilir.


‘Tearuz’u’l-Kur’an’ bahisleri, Kur’an’da bazı ‘muarız’ların iddia ettiği gibi birbirine aykırı görülen durumların hakikatinde bir tearuz olmadığını ele alır. Âyetlerin hem birbiriyle hem de hakikat karşında çatışmasının mümkün olamayacağını göstermek, izah etmek ve delillendirmek için değerlendirmelerde bulunur. Benzer şekilde düşünce tarihinde muhalif/muhalefet kavramının da kaynağı olan ‘hılf’ da bir disiplin (ilm-i hilaf) olarak karşımıza çıkar. Bu manada genel olarak ifade, iddia ve hükümde mantık açısından ‘kabul etmeme’yi, ‘reddiye’yi , ‘değilleme’yi, yani en azından mantıksal bir çatışmanın nasıl, niye ve niçin olduğunu sorgulamanın ve değerlendirmenin usullerini ve örneklerini tartışır.


Her iki alan da düşünmedeki doğru-yanlış, hata-savab tesbiti açışından bir mantık uygulaması olarak görülebilir. Adeta düşünme sürecinde zorunlu bir etkinlik olarak, muhtemel bir mantıksal çatışmanın doğruluk, tutarlılık ve geçerliliği yok edecek herhangi bir çelişki (tenakuz, tezad) oluşturup oluşturmadığı üzerinde durulmalıdır. Mantık yanlışına bilerek ya da bilmeyerek düşmemek için, tüm varlık ve bilgi alanları açısından böylesi bir taramanın yapılması gerekiyor.



ÖZET


Doğruluk değeri açısından karşı karşıya kalan ve birbiri ile aynı anda doğru olamadığı düşünülen iki önerme, hüküm ya da argüman birbiriyle ‘muaraza’ eder, yani çatışır. Akıl farkeder etmez bu tearuzdan hemen kurtulmaya çalışır ve çalışmalıdır.


Comments


bottom of page