7. Sayı - Satır Arası

Güncelleme tarihi: 2 gün önce


Dikkatiniz çalındı!

Son zamanlarda hemen hemen herkesin şikâyet ettiği dikkat dağınıklığı ve odaklanma problemi hayatlarımızda büyük etkiler bırakan bir krize dönüşüyor.

Bir grup üniversite öğrencisi ile yapılan bir araştırma, bugün öğrencilerin ortalama dikkat süresinin 65 saniyeye indiğini gösteriyor.

Ofis çalışanları ile yapılan başka bir araştırma ise dikkat süresinin ortalama 3 dakika olduğunu göstermiş.


İngiliz yazar Johann Hari, 21 Ağustos’ta ve’posta sitesinde Cüneyt Bender çevirisiyle yayınlanan yazısında, “Odaklanma becerimizi kaybediyoruz, çünkü hepimiz zayıf iradeli bireylere dönüştük; dikkatiniz dağılmadı, çalındı” tesbitinde bulunuyor.


Yazıdan öğrendiğimize göre Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde nörolog olarak görev yapan Prof. Earl Miller “Beyniniz aynı anda yalnızca bir veya iki düşünce üretebilir” diyor.


Çok sınırlı bir bilişsel kapasiteye sahibiz, ama büyük bir yanılgıdayız. Ortalama bir genç, aynı anda altı farklı medya türünü takip edebileceğine inanıyor. Oysa araştırmaya göre birden fazla iş yapabileceğine inanan insanlar yalnızca hızlı hareket ediyorlar. Yapılan şey beynimizi anbean görevden göreve açıp kapatmak ve yeniden yapılandırmak. Ama bunun da bir bedeli var, diyor Prof. Earl Miller. Beynimizi anlık iş değişiklikleri ile meşgul ederken performansımız düşüyor, yavaşlıyoruz. Buna ‘geçiş bedeli etkisi’ deniliyor.


Johann Hari, yazısında şunları ifade ediyor: “Sizin için anlamlı birşey yaptığınızda, yaptığınızın gerçekten değerini bildiğinizde, zamanın akışı yavaşlıyor; kendinizi odaklanmış halde buluyorsunuz. Bunun için önce bir hedef belirlemelisiniz. Ayrıca yaptığınız şey ancak yeteneklerinizin sınırındaysa işe yarar.”


Dikkat dağınıklığımızın en çok göze çarpan sebebi teknoloji olsa da, yediğimiz yiyeceklerden soluduğumuz havaya, hareketsiz yaşantılardan uyumadığımız saatlere, herşeyi sınavlara bağlayıp bizi anlamı kavramaktan uzaklaştıran eğitim sistemine kadar başka pek çok etken de var. Tüm bu etkenleri bertaraf edip odaklanabilmemiz şart.

Çalınan dikkatimizi geri almalıyız...


“Tevazuyla söyle, samimiyetle cevap ver. Tevazu göstermezsen, anlayamazsın. Samimî olmazsan, adil davranamazsın.”
— Resulullah’ın elçisi Dıhye b. Halife’nin Doğu Roma imparatoru Herakliyus’a söylediği bu söz, hepimize doğru iletişim ve karşılıklı anlayışın olmazsa olmaz iki şartını öğretiyor.

Hayvanlar da gülüyor


Gülen fareler, eşekler, kediler veya köpekleri hepimiz görmüşüzdür. Ama nerede? Çizgi filmlerde, animasyonlarda. Gerçek hayatta ise, “İnsan, gülen hayvandır” önermesine de yol açacak şekilde, sadece insanın gülebildiği şeklinde bir kanaat yaygın durumda.


Peki bu doğru mu?

Kaliforniya Üniversitesinde gerçekleştirilip Bioacoustics dergisinde yayınlanan bir araştırma, bunun doğru olmadığını gösteriyor. İnsan gülen bir canlı, ama canlılar âleminde sadece insanlar gülüyor değil. Bu UCLA araştırması, bazı hayvan türlerinin kendine has neşeli bir sesi olduğunu gösterdi. Araştırmaya göre, 65 hayvan türünün kendi kahkaha biçimleri var. Eğlenceli sesler çıkaran bu türler arasında foklar, köpekler, fareler de bulunuyor. UCLA’dan iletişim profesörü Greg Bryant ve antropoloji yüksek lisans öğrencisi Sasha Windler, bazı seslerin—şempanzelerin kahkahaları gibi—insan kulağının duyabileceği frekansta olduğunu söylüyorlar. Farelerinki gibi bazı gülme sesleri ise teknoloji olmadan tespit edilemez durumda.


Keşfedilen ilk hayvan kahkahalarından biri, farenin ultrasonik gıcırtısı imiş. Berlin Humboldt Üniversitesindeki bilim adamları, farelerin sırtları gıdıklandığında güldüklerini keşfetmişler. Araştırmacı dokunmayı bıraktığında, fareler daha fazlasını bekliyor, hatta geri çekilen eli kovalıyormuş. Dokunmanın verdiği zevk minik beyinlerinin duyusal korteksini uyarıyor ve farelerin aslında güldüğü fikrini pekiştiriyor.


Şimdi, araştırmaların beraberinde hayvanlar âleminde böyle yaygın bir neşe hali de görünüyor. Daha fazla araştırma ile, belki de daha fazla gülen tür keşfedilecek.


“Başkası için ibret olma, sen başkasından ibret al!”
— Peygamber’in elçisi Hâtıb b. Ebî Beltea’nın Mısır hükümdarı Mukavkıs’a söylediği bu söz, hepimiz için büyük dersler taşıyor.

Duyguların dengesi

“Haddini aşan öfke, korku üretir. Zamansız yumuşaklık, heybeti giderir. Ne kendinden bıktırırcasına sert ol, ne de onu bunu başının üstüne çıkaracak kadar yumuşak.


Sertlikle yumuşaklık, birarada iyidir. Nitekim kan alıcı hem cerrahtır, hem merhem sürer. Aklı başında adam da ne hep sert davranır, ne de değerini düşürecek kadar gevşek. Ne kendisine üstünlük verir, ne de varlığını horlukta bırakır.

Bir çoban, babasına, ‘Akıllı babacığım, bana bir ihtiyar öğüdü ver’ dedi. Babası dedi ki: ‘Oğlum, iyi insan ol, ama keskin dişli kurdu kendine üstün kılasıya değil.’”


(Sâdi-i Şirâzî, Gülistan)






0 görüntüleme0 yorum