top of page

Şükür Günlüğü

BETÜL DÜNDAR


Günümüz dünyasının birincil problemi olan aşırı tüketimle birlikte, insanlar kendi benlik arayışlarından uzaklaşıyorlar. Durum böyle olunca, mutluluk ve huzur arayışı alışverişe ve haz duygusunun tatminine odaklanıyor. Ancak gelişen teknoloji ve sunulan konfora rağmen insanlar talep ettiği mutluluğu yakalayamıyor. Zira hoşgörü, saygı, şükür ve güven gibi değerlerin yerini derin bir bencillik duygusu almış durumda. Geçici mutluluklardan biri olan hazzın peşinde sürüklenmek, kalıcı mutluluğun önüne geçiyor. Bunun kaçınılmaz sonucu olarak ruhsal krizler baş gösteriyor.

Mutluluk insan hayatının tam olarak neresindedir? Mutluluğu nasıl yakalayabiliriz? Toplumsal değerlerimizden olan şükrün mutluluğa etkisi var mıdır?

Bu gibi soruların cevabı için psikolojinin çalışma alanını incelediğimizde, insanın varoluşunu anlamlı kılan ve yaşama gayelerinden biri olan mutlulukla ilgili birçok çalışma yapıldığını görüyoruz.

Mutluluk üzerine çalışmalardan biri, psikolojinin öncü isimlerinden Abraham Maslow’a ait. İnsan ihtiyaçlarını belirli bir sıraya koyarak ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidini oluşturan Maslow’a göre, temel insan ihtiyaçları göreceli önem sırasıyla hiyerarşik bir düzende örgütlenmiştir. Beş basamaktan oluşan piramidin en üst basamağında ‘kendini gerçekleştirme’ yer alır. Kendini gerçekleştirmek, hayata güzel bakan, mutlu bireylerin çıkabileceği bir basamaktır. Maslow, kendini gerçekleştirmeyi insanın özünde var olan potansiyelin en mükemmel şekilde kullanılması olarak tanımlar. Bunu sağlayabilmek için ise alttaki ilk dört kategoride yer alan ihtiyaçların giderilmesi gerekir:

(1) Fizyolojik ihtiyaçlar (besin, uyku, boşaltım, cinsellik, su, sağlıklı metabolizma).

(2) Güvenlik ihtiyacı (beden, iş, kaynak, ahlak, aile, sağlık).

(3) Sosyal ihtiyaç (aidiyet, sevgi, kabul).

(4) Değer ihtiyacı (güç, güven, prestij).

İnsanın kendini gerçekleştirmesi, yani potansiyelini en iyi şekilde kullanabilmesi için, psikolojik iyi oluşun olumlu bir etkisinin olduğu söylenebilir. Bu konu üzerine çalışan psikoloji, insanın mutsuzluklarına odaklanmak yerine ne ile mutlu olunabileceği sorusuna cevap aramıştır. İnsan zihni çoğu zaman olumsuza odaklanır. Gün içinde zihinsel olarak sürekli bir özeleştiri yapar. Yaşanan olumsuz olaylarla hayatın kendisi açısından nasıl kötü gittiğini düşünür. “Keşke bugün oraya gitmeseydim,” “Hepsi benim hatam,” “Yine beceremedim,” “İstediğim hiçbir şeye sahip değilim” gibi düşünceler insan zihnini kemirir. Oysa bu, zihnimizin odak noktasından kaynaklanan bir olumsuz düşünce durumudur. Ve mutsuzluğu beraberinde getirir.

Amerikan Psikoloji Derneği (APA), insanların hayattaki temel amacı olarak kendini gerçekleştirme ve mutlu bir hayatü en uygun zemini bulmayı hedefleyerek, birey ve toplum olarak mutlu, aktif, üreten olabilmek için psikolojik iyi oluşu sağlamak adına çalışmalar yapmıştır. Tam da bu konu ile ilgili Amerikalı psikolog ve araştırmacı Martin Seligman, tam da bu konuyla ilgili olarak pozitif psikoloji ve şükür üzerine ilk çalışmaları yapmış ve bunun insan psikolojisine etkilerini bulgulamıştır. Pozitif psikoloji, bireylerin uygun bir zeminde işlev kazanmasına yardımcı olan şartları sağlamak olarak tanımlanır. Kişilerin bu işlevi sağlayabilmeleri için fiziksel ve zihinsel olarak sağlıklı olmaları gerekmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün sağlıklı insan tanımını incelediğimizde, sağlığı “sadece hastalıkların ve rahatsızlıkların olmayışı değil, bir bütün olarak fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan iyi olma hali” olarak açıkladığını görürüz. Bu tanıma göre yapacağımız çıkarım, kişilerin bir bütün olarak sağlıklı olabilmesi için ruhsal olarak da sağlıklı olması gerekliliğidir. Ruhsal ve zihinsel sağlığın yokluğu mutsuzluğu beraberinde getirecek ve kişiyi sosyal hayatta yeteri kadar işlevsel olmaktan geri tutacaktır.

Pozitif psikoloji, bireylerin daha işlevsel ve mutlu bir hayat sürdürebilmesinin cevaplarını ararken, mutluluk ve şükür arasındaki ilişki üzerinde de durmuştur. Şükür kavramının literatürde farklı farklı tanımları bulunmaktadır. En geniş anlamıyla şükür; verilen bir iyilik alınıp kabul edildiğinde, o iyiliğin değerini fark etmek, onu verene güzel veya daha güzel bir şekilde karşılık vermek, kişinin kendisine sunulan birşey ya da kendisine yapılan bir iyiliğin ardından takdir etme ve minnettarlık duygusu yaşaması ve bunu ifade etmesi olarak anlatılabilir. Bu tanımla görüyoruz ki, şükür her ne kadar dayanağını dinde bulan kutsal bir kavram olarak bilinse de, mahiyeti itibariyle dindar olsun olmasın herkesi kuşatan bir değer konumundadır.

Şükrün psikolojik iyi oluşa etkisi üzerine yaptığı araştırmalarıyla tanınan Martin Seligman, Authentic Happiness (Gerçek Mutluluk) adlı eserinde psikoloji perspektifinde şükrün, insanın mutlu olma hali üzerindeki etkisini kapsamlı şekilde açıklamıştır. Seligman, yaptığı bir deneyinde çok basit ve kullanılabilir bir yöntem ile mutluluğu arttırmayı hedefler. Bu amaçla yapılan bir deneyde, kişilerin her gece yatmadan önce şükür ve mutluluk duyduğu üç anıyı bir deftere yazması öngörülmüştü. Meselâ şu şekilde:

“Bu sabah yatalak olan dedemi ziyarete gittim. Durmadan, hiçbir işini halledemediğini ve çok sıkıldığını anlatıyordu. Oradan ayrılırken yürümenin ne kadar kıymetli olduğunu düşündüm. Bu kıymetli vücudu bana verdiği için Allah’a şükrettim.”

“Bu akşam memlekete gitmek için yola çıktım. Yaklaşık onbeş saat süren yolculuktan sonra kazasız belasız evimize ulaştığım için Allah’a şükrettim.”

“Bugün hiç tanımadığım bir çocuğun hayatına dokundum ve bu fırsata sahip olabildiğim için Allah’a şükrettim.”

“Şükür günlüğünü açıp bir anı yazmak için düşünürken, yazacak birşey bulamadım. Bugün şükredecek birşey yaşamamışım diye aklımdan geçirdim. Tam o anda kapım çaldı ve annem bir bardak sıcak çay getirdi. Annemin yanağına bir öpücük kondurdum. Annemin yanımda oluşunun, sahip olduğum sıcak bir yuvanın en büyük şükür sebebi olduğunu defterime yazdım. Defterime bunları yazarken çok mutlu olduğumu fark ettim.”

Bu gibi anıların yazılmasıyla, belli bir zamandan sonra mutluluk seviyesinde artış ve depresyon semptomlarında düşüş gözlemlenecekti.

Şükür günlüğü ile ilgili çalışmalara bakıldığında, şükrün bireysel ve toplumsal olarak olumlu manada yarar sağladığı ve düzenli ‘şükran günlüğü’ tutan bireylerin daha az hastalandıkları, hayatlarındaki tatmin seviyesinin arttığı ve bununla beraber gelecek kaygısının azaldığı bulgulandığı görülür. Bu sonuçlar da gösteriyor ki, şükür, affedicilik, adalet, samimiyet gibi değerler, insan mutluluğunu pozitif biçimde etkiliyor. Bu değerleri hayatımızın bir noktasına entegre edip kullanılabilir kılmak, insanın hayatla olan ilişkisini düzeltiyor.

Peki bunu nasıl yapabiliriz?

İnsanın bir alışkanlığı kazanabilmesi için, o şeyin düzenli ve kesintisiz olarak belli süre tekrarlanması gerekir. Yapılan çalışmalarda, şükür günlüğü yazmaya başlayan gruplar ilk günler yazacak birşey bulamadıklarını söyleyip bu uygulamadan vazgeçmek istemişler. Daha sonra birkaç cümle ile başlayan bu günlüklerin, deneyin sonlarına doğru sayfalarca yazıya dönüştüğü gözlemlenmiş.

“Bugün her sabah bizim için doğan güneşi haftalardır fark etmediğimi düşündüm ve güneşin doğuşunu izlemek için bir sonraki gün erken uyandım. Bu anın güzelliğine şahit olmak benim için Allah’a şükür sebebi haline geldi.”

“Uzun zaman sonra havanın güzelleşmesini değerlendirip yürüyüşe çıktım ve bu durum beni oldukça mutlu ettiği için şükretmeme vesile oldu.”

“Akşam oldu ve şükür günlüğümü elime aldım. Aslında bugün son derece rutin bir gündü ve aklıma şükredecek bir anım gelmedi. Biraz düşündükten sonra beni üzecek olumsuz bir durumla karşılaşmamak da bir şükür sebebidir dedim. Ve kafamı yastığa koyarken, yüzümde bir tebessüm vardı.”

Örneklerini gördüğümüz bu şükür günlüğü uygulamasını yapmak, başta sıkıcı ve zor gibi görünse de, zamanla son derece keyifli bir alışkanlığa dönüşmekte.

Her gece yatmadan önce şükür günlüğünüze yazacağınız üç anı, psikolojik iyi oluşunuzu olumlu manada etkileyip hayata daha pozitif bakmanızı mümkün kılacak. Ve en önemlisi, görmediğiniz ama gözünüzün önünde olan küçük mutlulukların farkına varmanızı sağlayacak.


Son Yazılar

Hepsini Gör

TEMMUZ YORGUNLUĞU

Murat Kuru Travma, bir insanın insana, hayata ve kâinata dair kabul, inanç ve güveninin sarsıldığı, ayaklarını bastığı zeminin kaydığı, yerini ve yönünü bilmek ya da bulmak için dayanacağı sabitelerin

Comments


bottom of page